İhtiyaç duyduğumuz tüm dünyanın aşısı

Aşı süreçlerinde yaşanan gelişmeler ‘normale dönüşün’ ufukta göründüğünü ortaya koyuyor. Teoride ‘sona yaklaşmış’ olmamız gerek. Fakat gerçekte, adilce dağıtılacak ve ihtiyaç duyan herkese erişecek ‘halkın aşısını’ üretmede sonun başlangıcında bile değiliz.

İhtiyaç duyduğumuz tüm dünyanın aşısı

Mariana Mazzucato, Henry Lıihı Li, Els Torreele

Geçen haftalarda peşi sıra açıklanan haberler, aşı adaylarının ‘başarılarını’ ortaya koyuyor. Fakat dünya üzerindeki tüm insanlar için ‘herkesin aşısı’ duyurusunu yapmadan önce bazı önemli değişikliklere ihtiyacımız var. Şu an içinde bulunduğumuz noktada görüyoruz ki, özel çıkarlar küresel adaletin önüne geçiyor.

Aşı süreçlerinde yaşanan gelişmeler ‘normale dönüşün’ ufukta göründüğünü ortaya koyuyor. Pfizer/BioNTech ve Moderna firmalarının geliştirdiği mRNA aşılarının yanı sıra, AstraZeneca ve Oxford Üniversitesi aşılarına dair veriler de büyük ümit vaat ediyor. Teoride ‘sona yaklaşmış’ olmamız gerek. Fakat gerçekte, adilce dağıtılacak ve ihtiyaç duyan herkese erişecek ‘halkın aşısını’ üretmede sonun başlangıcında bile değiliz.

HERKES İÇİN SAĞLIK

Aşı geliştirme adına yapılan tüm çalışmalar şüphesiz takdire şayan. Bu büyük teknolojik atılım, ArGe alanına on yıllardır yapılan kamu yatırımları sayesinde mümkün oldu. Fakat teknolojik yatırımların ‘Herkes için Sağlık’ prensibiyle örtüşmesi için, ortak çabalar neticesinde geliştirilen aşıların ‘özel’ kazançlar için değil, kamu yararı için değerlendirilmesini sağlamalıyız. Aşıların geliştirilmesi, üretilmesi ve dağıtılması özelinde bu noktayı ne kadar vurgulasak az.
Yaşadığımız krizi hiçbir ülke tek başına atlatamayacak. Bu yüzden, herkese ücretsiz biçimde ulaştırılacak bir aşıya ihtiyacımız var. Fakat günümüz ‘inovasyon’ sistemi yüksek gelir grubuna mensup ülkelere öncelik veriyor, kazancı kamu sağlığının önüne koyuyor.

KLİNİK DENEYLER

Halkın aşısını mümkün kılmak için öncelikle klinik testlerin sonuçlarını şeffaflıkla paylaşmalıyız. Aşıların etkinliği ve güvenliliği bağımsız şekilde denetlenmeli. Halbuki kısmi ve öncü veriler, genellikle kamu sağlığı ile ilgilenenleri değil, finans piyasalarını rahatlatmak için paylaşılıyor. Bu uygulama mevcut yaklaşımları olumsuz etkiledi. İlaç firmalarının hisseleri rekorlar kırarken, sağlık uzmanları ve yurttaşlar açıklanan verilere şüpheyle yaklaşıyor. Klinik deneylere dair bazı şaibeli bilgiler ortaya çıktıkça, bilimsel verilerin herkese açık olması ve bulguların paylaşılması için yapılan çağrılar da artıyor.

AŞI YARIŞI

Dahası, bazı önemli sorular hâlâ yanıtsız. Zengin ülkelerin siyasi ve ekonomik baskılarına maruz kalan ilaç firmaları adeta aşı yarıştırıyor. Dolayısıyla üçüncü faz denemeler hızlı ve ‘olumlu’ sonuç vermek üzerine tasarlandı. Aşı ‘hastalık’ oranını mı azaltıyor, bulaşma riskini mi ortadan kaldırıyor, net değil. Aşıların ne süreyle koruma sağladıkları konusunda da kesin bir bilgiye sahip değiliz. Aşılar yaşlılarda ve gençlerde eşit oranda başarı sağlıyor mu? Altta yatan hastalığı olanlarda etkili mi? Farklı aşılar arasında karşılaştırmalı analiz yapıldı mı?

OYUNUN KURALI

Bilhassa gelişmiş ülkelerin ulusal çıkarları aşı yaygınlaştırmada oyunun kuralını belirliyor. Uluslararası aşı geliştirme ve dağıtım platformu Covax’ın kurulmuş olması önemli bir adım. Fakat platformun etki alanı, birden fazla aşıya parası yeten zengin ülkelerin imzaladıkları devasa anlaşmalarla kısıtlanıyor. Pfizer/BioNTech ve Moderna firmalarının önümüzdeki bir sene boyunca üretecekleri aşıların yüzde 80’i, zengin ülkeler tarafından satın alındı bile.
Gelinen noktada zengin ülke 3.8 milyar doz aşı için sözleşme imzaladılar. Dünyanın geri kalanında sözleşmeye bağlanan aşı sayısı ise 3.2 milyar doz seviyesinde. Diğer bir deyişle, zengin ülkeler kendi nüfuslarını birkaç defa aşılamaya yetecek kadar sipariş vermişken, dünyanın geri kalanına başlıca temel risk gruplarını aşılamaya yetecek kadar aşı bile kalmıyor.

LOJİSTİK KRİZ

Aşı yarışına katılanlar öncelikli olarak Batı piyasalarına yoğunlaştıkları için, bazı ‘aday’ aşılar, az gelişmiş ülkelerde dağıtılabilecek şekilde tasarlanmıyor bile. Pfizer/BioNTech aşısının tedarik zinciri boyunca -70 derecede saklanması gerekiyor. Bu aşının bilhassa az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde dağıtımı büyük lojistik güçlükler doğuracak. AstraZeneca-Oxford aşısı daha yüksek sıcaklıklarda saklanabiliyor ancak onay aşamasına gelen ilk aşıların nitelikleri yine de düşünmeye değer.

HİSSE ETKİSİ

Ulusal çıkarlar dışında, finansmana aşırı bağımlı biyo-ilaç inovasyon modelinin doğurduğu ‘bireysel’ çıkarlar sorunu da önem arz ediyor. Yatırımcıların başına talih kuşu kondu ve ileriye dönük aşı geliştirme süreçleri şimdiden balon gibi şişiriliyor. Yatırımcılar hisse fiyatları ve sermaye gelirleri vasıtasıyla büyük paralar kazanıyor. Aşı denemelerine dair ilk sonuçlar açıklandığında ise ‘gerçekleşen satılır’ yaklaşımıyla hisseler bir anda dibi görüyor, ‘halkın aşısını’ yaygınlaştırmak kimsenin umurunda olmuyor.

İnovasyon ve üretim süreçlerinde halk sağlığını önceleyen yaklaşımları benimseyebilecek miyiz, önümüzdeki yıllarda en büyük sınavımız bu olacak. Pfizer firması hisse fiyatlarını önceleyen yaklaşımını koruyor. AstraZeneca ise en azından ‘salgın esnasında’ aşıdan kazanç elde etmemeyi taahhüt etti. Fakat tüm bu başarıları mümkün kılanın kamu yatırımları olmasına karşın süreç şeffaflıktan uzak ve AstraZeneca’nın halk sağlığını kazanç hırsının önüne koyup koyamayacağına emin değiliz.

HALKIN AŞISI

Geliştirilen aşılar ümit vaat etse de, ilaç sanayinin bozuk iş modeli herkesin gözüne çarpıyor ve ‘halkın aşısının’ mümkün olup olmayacağına dair şüpheler doğuruyor. Bu iş modelini muhafaza edersek, bu krizi ancak kıl payı atlatabiliriz. Fakat bir sonraki salgına hazırlıklı olmak istiyorsak, aşıların küresel sağlığı ilgilendiren müşterekler olduğunu tanımalı, inovasyon sistemlerimizi kazan-kazan ilişkiler üzerine kurgulamalı ve kamu-özel ortaklıkların halkın çıkarları gözetilerek tasarlanmasını sağlamalıyız.

Çeviren: Fatih Kıyman
Kaynak: Project Syndicate

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir